Obezitenin nedenleri ve tedavisi hakkında bilinmesi gerekenler

Diyet 13.11.2019

Obeziteye yol açan temel faktörler neler? Hangi operasyonlar kimler için uygulanabilir?
Obezitenin nedenleri ve tedavisi hakkında bilinmesi gerekenler

Modern dünyanın en büyük sorunlarından biri olan obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından en riskli 10 hastalıktan biri olarak kabul ediliyor. Dünya genelinde yaklaşık 400 milyon kişiyi etkileyen hastalık, ülkemizde de oldukça yaygın. Obeziteyle mücadele eden kişi sayısı her geçen gün artış gösteriyor ve bu yüzden birçok ülke obeziteyi engellemek amacıyla sağlık politikaları geliştiriyor. Tedavi edilmediğinde psikolojik sorunlar başta olmak üzere ölümcül damar hastalıklarına, kalp ve organ yetmezliklerine, yüksek tansiyona ve iç organlarda hasara yol açabilen obezite aynı zamanda Tip2 diyabet, solunum bozuklukları, yüksek kolesterol, safra kesesi taşları, insülin direnci, ‌metabolik sendrom, kısırlık, adet düzensizlikleri, ‌polikistik ‌over sendromu, prostat, meme, kalın bağırsak kanseri, beyin kanaması ve felç, uyku ‌apnesi, uyku bozuklukları, gastrit, ülser, ‌reflü, depresyon, ‌anksiyete, uyumsuzluk gibi problemlere de davetiye çıkarabiliyor.

Obezite nedir?

obezite nedir

Obezite, vücutta sağlığı tehdit edebilecek düzeyde anormal yağ birikimiyle doğrudan ilişkili olarak, boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının istenilen seviyenin üzerine çıkmasıdır. Besinlerle alınan kalori miktarı, vücudun harcadığı kalori miktarından fazla olduğunda bu fazla kalori vücutta yağ hücresi olarak depolanıyor. Vücut için oldukça önemli olan yağ dokusu belirli oranların üzerine çıktığında tüm sistemleri etkileyen hormonal ve kimyasal maddelerin salgılanmasında bozukluklara neden oluyor. Bu şekilde normal seviyelerden fazla salgılanan maddeler iştahın açılmasına ve doyma sınırının en üst seviyeye çıkmasına yol açarak kilo almayı çok daha kolay hale getiriyor. Çağımızın en büyük  problemlerinden biri olan obezite yaşam kalitesini düşürürken yaşam süresini de kısaltıyor. Fakat iyi haber şu ki vücut sistemlerini olumsuz etkileyerek pek çok sağlık sorununun gelişimine zemin hazırlayan obezite, tedavi edilebilir ve önlenebilir hastalıklar grubunda yer alıyor.

Obezitenin teşhisi

Obezite genellikle beden kitle indeksi hesaplanarak teşhis ediliyor. Kişinin kilogram cinsinden ağırlığının metre cinsinden boyunun karesine bölünmesi ile elde edilen beden kitle indeksi 20 ile 25 arasında ise kişi normal, 25-30 arası ise hafif şişman, 30-35 arası ise ‌şişman, 35-40 arası ise obez, 40’ın üzeri ise ‌morbid obez olarak değerlendiriliyor. 

Normal şartlarda yetişkin bir kadının vücut ağırlığının %20-25’i, yetişkin bir erkeğin ise %15-18’i yağ dokusundan oluşuyor. Bu oranın erkeklerde %25’in, kadınlarda %30’un üzerine çıkması obeziteye yaklaşıldığının sinyallerini veriyor. Hastalığın teşhisinde kullanılan bir diğer yöntem de bel kalça oranı. Erkeklerde bel kalça oranının 2'den, kadınlarda ise 0,88 den büyük olması obezite açısından ciddi bir risk teşkil ediyor.

Obezite nedenleri

obezite nedenleri

Obezitenin en önemli iki nedeni sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivitenin yetersizliği. Ailelerin beslenme konusundaki bilgi yanlışlıkları ve ‌sosyo-ekonomik düzeyin etkisiyle şekillenen beslenme tarzı, çocukluk çağından itibaren obezitenin oluşumuna zemin hazırlıyor. Yaşanılan çevre, yaşıtların etkisi ve bireyin maruz kaldığı diğer sosyal durumlar da yaşam tarzı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak obezite oluşumunda etkin rol oynuyor. Beyinde salgılanan bazı hormonlar ve kimyasal madde seviyelerinde görülen artma ya da azalmalar ile bazı beyin tümörleri de obezite oluşumuna neden olabiliyor. Bunlara ek olarak genetik rahatsızlıklar, bazı ilaçlar, birtakım fiziksel rahatsızlıklar ve çevresel etkenlerin de obezite üzerinde etkili olduğu kabul edilirken kişinin kendine öz saygısını yitirmesi, beden algısındaki bozukluklar ve kısır döngüye dönüşen kilo alıp verme süreçleri de obezite oluşumunda rol alan diğer etmenler.

Obeziteye neden olan risk faktörleri

•     Teknolojinin gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan fiziksel aktivite azlığı
•     Yanlış beslenme alışkanlıkları
•     ‌Metabolik ve hormonal rahatsızlıklar 
•     Psikolojik bozukluklar
•     Alkol bağımlılığı
•     Doğum sayısı
•     Sigarayı bırakma süreci
•     Eğitim düzeyinin düşük olması
•     Genetik faktörler
•     Cinsiyet (Kadınların erkeklere oranla daha çabuk kilo almaya eğilimli olduğu bilinen bir gerçek.)
•     Yaş (Yaş arttıkça metabolizma hızı düşüyor ve vücut yağ oranında artış gözleniyor.)

Obezite tedavisi 

obezite tedavisi

Obezite tedavisi ‌multidisipliner bir çalışma gerektiriyor. Başka bir deyişle, obezite tedavisi sürecinde doktor, diyetisyen, psikolog, fizyoterapist, hemşire gibi sağlık çalışanlarının birlikte hareket ederek ekip çalışması sürdürmeleri oldukça önemli.

Diyet tedavisi

Obez birey için uygulanan diyet tedavisi her diyette olduğu gibi kişiye özgü hazırlanmalı. Hastanın yaşına, boyuna, kilosuna, cinsiyetine, eşlik eden hastalıklarına, ‌sosyo-ekonomik durumuna ve yaşam tarzına uygun diyet listesi diyetisyen tarafından oluşturulmalı. Bu noktada hastanın düzenli olarak takip edilmesi diyet tedavisinin en önemli bileşeni. 

Obezitede diyet tedavisinin en önemli amacını, verilen kiloların geri alınmasını engelleyerek sürdürülebilir bir beslenme düzeninin oluşturulması olarak özetlemek mümkün. Bunun için yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıkları kazandırılan hastanın, yaşam tarzında da kalıcı değişiklikler hedeflenmeli. Tedaviye destek olmak amacıyla diyet planı bir egzersiz programıyla birlikte sürdürülmeli. Bu doğrultuda alanında uzman fizyoterapist ya da spor eğitmenleri tarafından kişiye özel egzersiz programları hazırlanabilir ya da en azından günlük aktivitelerin artırılması yönünde çalışmalar yapılabilir. Haftada en az üç gün yapılabilecek hafif tempolu yürüyüş veya yüzme gibi egzersizlerin, uygulanan diyetin etkinliğini artırdığı biliniyor. 

Bunların yanı sıra hastanın diyet sırasındaki motivasyonunu yüksek tutmak amacıyla ‌psikoloğa danışması da öneriliyor. Bunların yanında hastanın kilo almasına neden olan ‌insülin direnci, reaktif hipoglisemi gibi ‌metabolik sorunlarının üstesinden gelebilmesi için en önemli noktalardan biri de doktor denetiminde ilaç tedavisi. Uygulanan multidisipliner yaklaşımda diyet tedavisine yanıt vermeyen ve beden kitle indeksi 40’ın üzerinde olan ‌morbid obez hastalara cerrahi yöntemler de uygulanabiliyor. Bu yöntemler şu şekilde sıralanabilir:

Gastrik ‌Bypass

obezite cerrahisi

Midenin büyük bir bölümünün cerrahi bir işlem sonucunda alınarak daha sonra ince bağırsaklara dikilmesi şeklinde uygulanan ‌gastrik ‌bypass ile hem mide hacmi küçültülerek aşırı yemek yeme durumu kontrol altına alınıyor hem de bağırsakların bir bölümü işlevsiz hale getirilerek besin maddelerinin daha geç sindirilmesi, böylece tokluk süresinin uzaması sağlanıyor. 

Obez hastalar ‌gastrik ‌bypass yöntemi ile daha az yemek yiyerek doyabilirken aynı zamanda tükettikleri gıdaların sadece belli bir kısmı geri emiliyor. ‌Laparoskopik yöntem kullanılarak uygulanan cerrahi operasyon, karın bölgesindeki küçük bir kesi yardımı ile gerçekleştiriliyor. Operasyondan sonra hasta, az az ve sık sık besleniyor. Az miktarda besinle tokluk hissi gelişen hasta, bir süre sonra daha az yemek yemeye alışıyor ve iştah kaybı yaşıyor. Ancak günlük alınan gıda miktarında yaşanan düşüş, ihtiyaç duyulan vitamin ve minerallerin alımında da azalmaya yol açabiliyor. Bu nedenle hastanın yetersiz beslenmesini önlemek ve farklı sağlık problemlerinin ortaya çıkmasını engellemek için operasyon sonrası doktor ve diyetisyen kontrolünde olması çok önemli.

Mide balonu

Mide balonu uygulaması cerrahi bir yöntem olmamakla birlikte genellikle hafif kilolu olan ve ameliyat olmak istemeyen obez bireylerde ya da cerrahi müdahaleye hazırlanan ‌morbid obezlerde ameliyata hazırlanma sürecinde kilo kaybı sağlamak amacıyla uygulanabiliyor. Bu yöntemde hastanın midesine yumruk büyüklüğünde içi su ile dolu olan bir balon ‌endoskopik yöntemlerle yerleştiriliyor. Mideye yerleştirilen balon, hastanın günlük gıda alımını azaltarak kilo vermesine yardımcı oluyor. Midede gerginlik, ağrı, bulantı ve kusma gibi yan etkilere neden olabilen mide balonu yöntemiyle çok yüksek kilo kayıpları hedeflenmiyor. 1 yıllık ömre sahip olan mide balonları, genellikle hastalar tarafından rahatsızlık hissi nedeniyle süresinden önce çıkartılıyor.

Tüp mide ameliyatı

obezite ameliyati

Mide küçültme ameliyatı olarak da bilinen tüp mide ameliyatı ‌laparoskopik, yani kapalı ameliyat yöntemlerinden biri. Bu yöntem ile neredeyse ‌%80’i alınan mide, tüp şekline getiriliyor. Tüp mide ameliyatı ile hastanın gıda alımı kısıtlanarak kısa sürede kilo vermesi sağlanıyor. Ortalama 1.5 saat süren cerrahi işlemin gerçekleştirilebilmesi için hastanın beden kitle indeksinin 40 kg/m²’nin üzerinde olması gerekiyor. Aşırı kiloya bağlı olarak uyku ‌apnesi, hipertansiyon, ‌Tip2 diyabet gibi hastalıklara sahip olan ve beden kitle indeksi 35-40 arasında olan hastalara da doktor kararıyla tüp mide ameliyatı uygulanabiliyor. 

Fakat her şeyden önce hastanın kendisini bu operasyona hazır hissetmesi gerekiyor. Son olarak, operasyon sonrasında hastanın yaşam tarzında yapması gereken değişikliklere ilişkin bilgilendirmelerin doğru yapılması ve ameliyatın ardından hastanın takibine multidisipliner yaklaşımla devam edilmesi büyük önem taşıyor.

YORUMLAR

Obezitenin nedenleri ve tedavisi hakkında bilinmesi gerekenler
Diyetisyen Diyetkolik Diyetisyenim, 13/11/2019


Obeziteye yol açan temel faktörler neler? Hangi operasyonlar kimler için uygulanabilir?

Modern dünyanın en büyük sorunlarından biri olan obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından en riskli 10 hastalıktan biri olarak kabul ediliyor. Dünya genelinde yaklaşık 400 milyon kişiyi etkileyen hastalık, ülkemizde de oldukça yaygın. Obeziteyle mücadele eden kişi sayısı her geçen gün artış gösteriyor ve bu yüzden birçok ülke obeziteyi engellemek amacıyla sağlık politikaları geliştiriyor. Tedavi edilmediğinde psikolojik sorunlar başta olmak üzere ölümcül damar hastalıklarına, kalp ve organ yetmezliklerine, yüksek tansiyona ve iç organlarda hasara yol açabilen obezite aynı zamanda Tip2 diyabet, solunum bozuklukları, yüksek kolesterol, safra kesesi taşları, insülin direnci, ‌metabolik sendrom, kısırlık, adet düzensizlikleri, ‌polikistik ‌over sendromu, prostat, meme, kalın bağırsak kanseri, beyin kanaması ve felç, uyku ‌apnesi, uyku bozuklukları, gastrit, ülser, ‌reflü, depresyon, ‌anksiyete, uyumsuzluk gibi problemlere de davetiye çıkarabiliyor.

Obezite nedir?

obezite nedir

Obezite, vücutta sağlığı tehdit edebilecek düzeyde anormal yağ birikimiyle doğrudan ilişkili olarak, boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının istenilen seviyenin üzerine çıkmasıdır. Besinlerle alınan kalori miktarı, vücudun harcadığı kalori miktarından fazla olduğunda bu fazla kalori vücutta yağ hücresi olarak depolanıyor. Vücut için oldukça önemli olan yağ dokusu belirli oranların üzerine çıktığında tüm sistemleri etkileyen hormonal ve kimyasal maddelerin salgılanmasında bozukluklara neden oluyor. Bu şekilde normal seviyelerden fazla salgılanan maddeler iştahın açılmasına ve doyma sınırının en üst seviyeye çıkmasına yol açarak kilo almayı çok daha kolay hale getiriyor. Çağımızın en büyük  problemlerinden biri olan obezite yaşam kalitesini düşürürken yaşam süresini de kısaltıyor. Fakat iyi haber şu ki vücut sistemlerini olumsuz etkileyerek pek çok sağlık sorununun gelişimine zemin hazırlayan obezite, tedavi edilebilir ve önlenebilir hastalıklar grubunda yer alıyor.

Obezitenin teşhisi

Obezite genellikle beden kitle indeksi hesaplanarak teşhis ediliyor. Kişinin kilogram cinsinden ağırlığının metre cinsinden boyunun karesine bölünmesi ile elde edilen beden kitle indeksi 20 ile 25 arasında ise kişi normal, 25-30 arası ise hafif şişman, 30-35 arası ise ‌şişman, 35-40 arası ise obez, 40’ın üzeri ise ‌morbid obez olarak değerlendiriliyor. 

Normal şartlarda yetişkin bir kadının vücut ağırlığının %20-25’i, yetişkin bir erkeğin ise %15-18’i yağ dokusundan oluşuyor. Bu oranın erkeklerde %25’in, kadınlarda %30’un üzerine çıkması obeziteye yaklaşıldığının sinyallerini veriyor. Hastalığın teşhisinde kullanılan bir diğer yöntem de bel kalça oranı. Erkeklerde bel kalça oranının 2'den, kadınlarda ise 0,88 den büyük olması obezite açısından ciddi bir risk teşkil ediyor.

Obezite nedenleri

obezite nedenleri

Obezitenin en önemli iki nedeni sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivitenin yetersizliği. Ailelerin beslenme konusundaki bilgi yanlışlıkları ve ‌sosyo-ekonomik düzeyin etkisiyle şekillenen beslenme tarzı, çocukluk çağından itibaren obezitenin oluşumuna zemin hazırlıyor. Yaşanılan çevre, yaşıtların etkisi ve bireyin maruz kaldığı diğer sosyal durumlar da yaşam tarzı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak obezite oluşumunda etkin rol oynuyor. Beyinde salgılanan bazı hormonlar ve kimyasal madde seviyelerinde görülen artma ya da azalmalar ile bazı beyin tümörleri de obezite oluşumuna neden olabiliyor. Bunlara ek olarak genetik rahatsızlıklar, bazı ilaçlar, birtakım fiziksel rahatsızlıklar ve çevresel etkenlerin de obezite üzerinde etkili olduğu kabul edilirken kişinin kendine öz saygısını yitirmesi, beden algısındaki bozukluklar ve kısır döngüye dönüşen kilo alıp verme süreçleri de obezite oluşumunda rol alan diğer etmenler.

Obeziteye neden olan risk faktörleri

•     Teknolojinin gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan fiziksel aktivite azlığı
•     Yanlış beslenme alışkanlıkları
•     ‌Metabolik ve hormonal rahatsızlıklar 
•     Psikolojik bozukluklar
•     Alkol bağımlılığı
•     Doğum sayısı
•     Sigarayı bırakma süreci
•     Eğitim düzeyinin düşük olması
•     Genetik faktörler
•     Cinsiyet (Kadınların erkeklere oranla daha çabuk kilo almaya eğilimli olduğu bilinen bir gerçek.)
•     Yaş (Yaş arttıkça metabolizma hızı düşüyor ve vücut yağ oranında artış gözleniyor.)

Obezite tedavisi 

obezite tedavisi

Obezite tedavisi ‌multidisipliner bir çalışma gerektiriyor. Başka bir deyişle, obezite tedavisi sürecinde doktor, diyetisyen, psikolog, fizyoterapist, hemşire gibi sağlık çalışanlarının birlikte hareket ederek ekip çalışması sürdürmeleri oldukça önemli.

Diyet tedavisi

Obez birey için uygulanan diyet tedavisi her diyette olduğu gibi kişiye özgü hazırlanmalı. Hastanın yaşına, boyuna, kilosuna, cinsiyetine, eşlik eden hastalıklarına, ‌sosyo-ekonomik durumuna ve yaşam tarzına uygun diyet listesi diyetisyen tarafından oluşturulmalı. Bu noktada hastanın düzenli olarak takip edilmesi diyet tedavisinin en önemli bileşeni. 

Obezitede diyet tedavisinin en önemli amacını, verilen kiloların geri alınmasını engelleyerek sürdürülebilir bir beslenme düzeninin oluşturulması olarak özetlemek mümkün. Bunun için yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıkları kazandırılan hastanın, yaşam tarzında da kalıcı değişiklikler hedeflenmeli. Tedaviye destek olmak amacıyla diyet planı bir egzersiz programıyla birlikte sürdürülmeli. Bu doğrultuda alanında uzman fizyoterapist ya da spor eğitmenleri tarafından kişiye özel egzersiz programları hazırlanabilir ya da en azından günlük aktivitelerin artırılması yönünde çalışmalar yapılabilir. Haftada en az üç gün yapılabilecek hafif tempolu yürüyüş veya yüzme gibi egzersizlerin, uygulanan diyetin etkinliğini artırdığı biliniyor. 

Bunların yanı sıra hastanın diyet sırasındaki motivasyonunu yüksek tutmak amacıyla ‌psikoloğa danışması da öneriliyor. Bunların yanında hastanın kilo almasına neden olan ‌insülin direnci, reaktif hipoglisemi gibi ‌metabolik sorunlarının üstesinden gelebilmesi için en önemli noktalardan biri de doktor denetiminde ilaç tedavisi. Uygulanan multidisipliner yaklaşımda diyet tedavisine yanıt vermeyen ve beden kitle indeksi 40’ın üzerinde olan ‌morbid obez hastalara cerrahi yöntemler de uygulanabiliyor. Bu yöntemler şu şekilde sıralanabilir:

Gastrik ‌Bypass

obezite cerrahisi

Midenin büyük bir bölümünün cerrahi bir işlem sonucunda alınarak daha sonra ince bağırsaklara dikilmesi şeklinde uygulanan ‌gastrik ‌bypass ile hem mide hacmi küçültülerek aşırı yemek yeme durumu kontrol altına alınıyor hem de bağırsakların bir bölümü işlevsiz hale getirilerek besin maddelerinin daha geç sindirilmesi, böylece tokluk süresinin uzaması sağlanıyor. 

Obez hastalar ‌gastrik ‌bypass yöntemi ile daha az yemek yiyerek doyabilirken aynı zamanda tükettikleri gıdaların sadece belli bir kısmı geri emiliyor. ‌Laparoskopik yöntem kullanılarak uygulanan cerrahi operasyon, karın bölgesindeki küçük bir kesi yardımı ile gerçekleştiriliyor. Operasyondan sonra hasta, az az ve sık sık besleniyor. Az miktarda besinle tokluk hissi gelişen hasta, bir süre sonra daha az yemek yemeye alışıyor ve iştah kaybı yaşıyor. Ancak günlük alınan gıda miktarında yaşanan düşüş, ihtiyaç duyulan vitamin ve minerallerin alımında da azalmaya yol açabiliyor. Bu nedenle hastanın yetersiz beslenmesini önlemek ve farklı sağlık problemlerinin ortaya çıkmasını engellemek için operasyon sonrası doktor ve diyetisyen kontrolünde olması çok önemli.

Mide balonu

Mide balonu uygulaması cerrahi bir yöntem olmamakla birlikte genellikle hafif kilolu olan ve ameliyat olmak istemeyen obez bireylerde ya da cerrahi müdahaleye hazırlanan ‌morbid obezlerde ameliyata hazırlanma sürecinde kilo kaybı sağlamak amacıyla uygulanabiliyor. Bu yöntemde hastanın midesine yumruk büyüklüğünde içi su ile dolu olan bir balon ‌endoskopik yöntemlerle yerleştiriliyor. Mideye yerleştirilen balon, hastanın günlük gıda alımını azaltarak kilo vermesine yardımcı oluyor. Midede gerginlik, ağrı, bulantı ve kusma gibi yan etkilere neden olabilen mide balonu yöntemiyle çok yüksek kilo kayıpları hedeflenmiyor. 1 yıllık ömre sahip olan mide balonları, genellikle hastalar tarafından rahatsızlık hissi nedeniyle süresinden önce çıkartılıyor.

Tüp mide ameliyatı

obezite ameliyati

Mide küçültme ameliyatı olarak da bilinen tüp mide ameliyatı ‌laparoskopik, yani kapalı ameliyat yöntemlerinden biri. Bu yöntem ile neredeyse ‌%80’i alınan mide, tüp şekline getiriliyor. Tüp mide ameliyatı ile hastanın gıda alımı kısıtlanarak kısa sürede kilo vermesi sağlanıyor. Ortalama 1.5 saat süren cerrahi işlemin gerçekleştirilebilmesi için hastanın beden kitle indeksinin 40 kg/m²’nin üzerinde olması gerekiyor. Aşırı kiloya bağlı olarak uyku ‌apnesi, hipertansiyon, ‌Tip2 diyabet gibi hastalıklara sahip olan ve beden kitle indeksi 35-40 arasında olan hastalara da doktor kararıyla tüp mide ameliyatı uygulanabiliyor. 

Fakat her şeyden önce hastanın kendisini bu operasyona hazır hissetmesi gerekiyor. Son olarak, operasyon sonrasında hastanın yaşam tarzında yapması gereken değişikliklere ilişkin bilgilendirmelerin doğru yapılması ve ameliyatın ardından hastanın takibine multidisipliner yaklaşımla devam edilmesi büyük önem taşıyor.