Bul

Diyetkolik'i telefonunda kullan

sitede bul

Yaşlılık Döneminde Beslenme

Diyet 07.02.2020

Yaşlılık Döneminde Beslenme

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 65 yaş ve üzeri bireyleri “yaşlı” olarak tanımlamaktadır. Yaşlılığın seyrine ve vücut fonksiyonlarında oluşan değişikliklere göre yaşlılık dönemleri; 65-74 yaş arası “geç yetişkinlik”, 75-84 yaş arası “yaşlılık” ve 85 yaş ve üzeri de “ileri yaşlılık” dönemi olarak sınıflandırılmaktadır.

Yaşlılığa bağlı hastalıkların önlenmesinde, geciktirilmesinde ve tedavi edilmesinde beslenme etkin bir rol oynamaktadır. Yeterli ve dengeli beslenmeyle yaşlıda, mental sağlığın desteklenmesi, fiziksel fonksiyonun sağlanması, kronik hastalık riskinin azaltılması, malnütrisyon ve fonksiyonel yetersizliğin önlenmesi sağlanır

Yaşlılıkta Döneminde  Enerji ve Besin Gereksinimleri:

Yaşlanma; genetik ve çevresel faktörler tarafından etkilenen, organ sistem çalışma kapasitesindeki azalma, homeostatik(iç denge) kontrollerin zayıflaması karakterize bir durumdur. Genellikle 60 yaştan sonra, vücut ağırlığında azalma başlar. Özellikle de 80 yaştan sonra ağırlıktaki azalma daha belirginleşir. Vücut kompozisyonunda yaşla birlikte bazı değişiklikler gözlenir. Yağsız doku miktarında azalma ve yağ miktarında bir artış olur. 80 yaş ve sonrasında yağsız dokudaki azalma hızlanır. Kadınlarda yağsız doku miktarı erkeklerden daha azdır. Yağsız doku kütlesindeki azalma, kas miktarında ve kuvvetinde de azalmaya neden olarak yürüyüş ve dengeyi etkiler, düşme ve kırık riskini artırır. İskelet sistemine bakıldığında yaşlılıkta kemiklerdeki kalsiyumda azalmalar olduğu dikkati çeker. Kadınlar, yaşlılık döneminde toplam iskelet kalsiyumunun %40’ını kaybederler ve bu kaybın yarısı menopozdan sonraki ilk 5 yılda meydana gelir. Bu kayıp yavaşlayarak sürer. Ayrıca, eklem esnekliğinde azalma ve eklem hareketlerinde kısıtlılık nedeni ile hareketlilik azalır. Bu etki; hem besinlere ulaşmada zorluk nedeni ile yetersiz beslenme, hem de fiziksel aktivite kısıtlığı nedeni ile şişmanlık riski yaratabilir. Vücuttaki su yüzdesi azalarak %60’tan %50’ye düşer. Susama hissinin azalmasına bağlı olarak su alımı azalır. Buna karşılık vücuttan su kaybı fazladır. Su kaybı, su ve diğer sıvı besinlerin fazla tüketilmesi ile telafi edilmezse ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Yaşın ilerlemesine veya ilaç yan etkisine bağlı olarak tükürük salgısının azalması sonucu yiyeceklerin yutulması güçleşir. Diş sayısında azalma ve takma diş kullanımı, bazı besinlerin parçalanmasını ve çiğnenmesini zorlaştırır. Çiğnemenin güçleşmesi tüketilen besin çeşidinde azalmaya neden olarak farklı besin öğelerinin alımını engelleyebilir.  . Bu güçlük, yemek yeme isteğini ve sıklığını azaltabilir. Yaşla birlikte midedeki yiyeceklerin boşalma hızının azalması uzun süreli tokluk hissi yaratır. Uzun süreli tokluk hissi, daha az besin tüketilmesine neden olarak yetersiz beslenme riski yaratabilir. Tüketilen besinlerin emilimini sağlayan enzimlerin aktivitesinde ve miktarındaki azalma sonucu kalsiyum, demir, B12 vitamini ve folik asit gibi bazı besin öğelerinin emilimi azalır. Safra enzimlerinin azalması sonucu özellikle yağda eriyen vitaminlerin vücuttaki etkinliğinde düşme olur. Karaciğerden kan akım hızı azalır. İnce barsaktaki değişiklikler sonucunda besin öğelerinin vücutta kullanımı azalır. Yaşlanmayla birlikte, tat duyusu ve uyaranların derecelerinde azalma görülür. Bu, yaşlanmayla bağlantılı enerji düzenindeki değişiklikleri oluşturan potansiyel bir faktör olarak kabul edilir. 65 yaş üzerinde kişilerin yaklaşık olarak %25’inde, 4 temel tat duyusunun (tatlı, ekşi, tuzlu, acı) bir veya birden fazlasında azalma vardır. Bunun nedeni; dildeki tat papillerindeki sayı ve fonksiyonel azalmadır.

Beslenmenin özendirilmesinde, koku ve tat almanın iletilmesinin önemi büyüktür. Ancak, tat duyusundaki değişikliği etkileyen sadece yaş değildir. Tat alma duyusunu etkileyen Diğer faktörler; cinsiyet, kültür ve sosyal durum olarak sayılabilir. Koku duyusundaki yetersizlik, besinlere yönelimi ve ilgiyi de azaltan ayrı bir sorundur. Bağışıklık hücrelerinin çoğalması yavaşlar, infeksiyonlara karşı vücut direnci düşer. Yaşlılıkta bağışıklık sistemindeki yetersizlikler sonucunda, üst solunum yolları enfeksiyonları ve diğer infeksiyon hastalıkları ile kanserlerin görülme sıklıkları ve neden oldukları ölümler artar.

Öneriler

Yaşlıda yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için öğün sayısı arttırılarak besin çeşitliliği sağlanmalıdır. Besinler, yaşlının yeme alışkanlıklarına göre ayarlanmalı; olabildiğince her öğünde dört besin grubunun bulunmasına dikkat edilmelidir. Ağırlık kaybı ve kazanımına dikkat edilmeli, enerji ideal vücut ağırlığı ve kas gücünü koruyacak şekilde ayarlanmalıdır. Susama duyusunun azalması nedeniyle sıvı miktarına dikkat edilmeli, tuz miktarı azaltılmalıdır. Posa içeriği yüksek besinlerin (kuru baklagiller, tahıllar, sebze-meyve) tüketimi arttırılmalıdır. Pişirme işlemlerine dikkat edilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Çiğneme güçlüğü olanlarda yemekler yumuşak, sulu kıvamda hazırlanmalıdır. Ağır tatlılar ve hamur işleri yerine daha hafif sütlü tatlıların tüketimi önerilmelidir.

YORUMLAR

Yaşlılık Döneminde Beslenme
Diyetisyen Murat Yavuz, 07/02/2020


Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 65 yaş ve üzeri bireyleri “yaşlı” olarak tanımlamaktadır. Yaşlılığın seyrine ve vücut fonksiyonlarında oluşan değişikliklere göre yaşlılık dönemleri; 65-74 yaş arası “geç yetişkinlik”, 75-84 yaş arası “yaşlılık” ve 85 yaş ve üzeri de “ileri yaşlılık” dönemi olarak sınıflandırılmaktadır.

Yaşlılığa bağlı hastalıkların önlenmesinde, geciktirilmesinde ve tedavi edilmesinde beslenme etkin bir rol oynamaktadır. Yeterli ve dengeli beslenmeyle yaşlıda, mental sağlığın desteklenmesi, fiziksel fonksiyonun sağlanması, kronik hastalık riskinin azaltılması, malnütrisyon ve fonksiyonel yetersizliğin önlenmesi sağlanır

Yaşlılıkta Döneminde  Enerji ve Besin Gereksinimleri:

Yaşlanma; genetik ve çevresel faktörler tarafından etkilenen, organ sistem çalışma kapasitesindeki azalma, homeostatik(iç denge) kontrollerin zayıflaması karakterize bir durumdur. Genellikle 60 yaştan sonra, vücut ağırlığında azalma başlar. Özellikle de 80 yaştan sonra ağırlıktaki azalma daha belirginleşir. Vücut kompozisyonunda yaşla birlikte bazı değişiklikler gözlenir. Yağsız doku miktarında azalma ve yağ miktarında bir artış olur. 80 yaş ve sonrasında yağsız dokudaki azalma hızlanır. Kadınlarda yağsız doku miktarı erkeklerden daha azdır. Yağsız doku kütlesindeki azalma, kas miktarında ve kuvvetinde de azalmaya neden olarak yürüyüş ve dengeyi etkiler, düşme ve kırık riskini artırır. İskelet sistemine bakıldığında yaşlılıkta kemiklerdeki kalsiyumda azalmalar olduğu dikkati çeker. Kadınlar, yaşlılık döneminde toplam iskelet kalsiyumunun %40’ını kaybederler ve bu kaybın yarısı menopozdan sonraki ilk 5 yılda meydana gelir. Bu kayıp yavaşlayarak sürer. Ayrıca, eklem esnekliğinde azalma ve eklem hareketlerinde kısıtlılık nedeni ile hareketlilik azalır. Bu etki; hem besinlere ulaşmada zorluk nedeni ile yetersiz beslenme, hem de fiziksel aktivite kısıtlığı nedeni ile şişmanlık riski yaratabilir. Vücuttaki su yüzdesi azalarak %60’tan %50’ye düşer. Susama hissinin azalmasına bağlı olarak su alımı azalır. Buna karşılık vücuttan su kaybı fazladır. Su kaybı, su ve diğer sıvı besinlerin fazla tüketilmesi ile telafi edilmezse ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Yaşın ilerlemesine veya ilaç yan etkisine bağlı olarak tükürük salgısının azalması sonucu yiyeceklerin yutulması güçleşir. Diş sayısında azalma ve takma diş kullanımı, bazı besinlerin parçalanmasını ve çiğnenmesini zorlaştırır. Çiğnemenin güçleşmesi tüketilen besin çeşidinde azalmaya neden olarak farklı besin öğelerinin alımını engelleyebilir.  . Bu güçlük, yemek yeme isteğini ve sıklığını azaltabilir. Yaşla birlikte midedeki yiyeceklerin boşalma hızının azalması uzun süreli tokluk hissi yaratır. Uzun süreli tokluk hissi, daha az besin tüketilmesine neden olarak yetersiz beslenme riski yaratabilir. Tüketilen besinlerin emilimini sağlayan enzimlerin aktivitesinde ve miktarındaki azalma sonucu kalsiyum, demir, B12 vitamini ve folik asit gibi bazı besin öğelerinin emilimi azalır. Safra enzimlerinin azalması sonucu özellikle yağda eriyen vitaminlerin vücuttaki etkinliğinde düşme olur. Karaciğerden kan akım hızı azalır. İnce barsaktaki değişiklikler sonucunda besin öğelerinin vücutta kullanımı azalır. Yaşlanmayla birlikte, tat duyusu ve uyaranların derecelerinde azalma görülür. Bu, yaşlanmayla bağlantılı enerji düzenindeki değişiklikleri oluşturan potansiyel bir faktör olarak kabul edilir. 65 yaş üzerinde kişilerin yaklaşık olarak %25’inde, 4 temel tat duyusunun (tatlı, ekşi, tuzlu, acı) bir veya birden fazlasında azalma vardır. Bunun nedeni; dildeki tat papillerindeki sayı ve fonksiyonel azalmadır.

Beslenmenin özendirilmesinde, koku ve tat almanın iletilmesinin önemi büyüktür. Ancak, tat duyusundaki değişikliği etkileyen sadece yaş değildir. Tat alma duyusunu etkileyen Diğer faktörler; cinsiyet, kültür ve sosyal durum olarak sayılabilir. Koku duyusundaki yetersizlik, besinlere yönelimi ve ilgiyi de azaltan ayrı bir sorundur. Bağışıklık hücrelerinin çoğalması yavaşlar, infeksiyonlara karşı vücut direnci düşer. Yaşlılıkta bağışıklık sistemindeki yetersizlikler sonucunda, üst solunum yolları enfeksiyonları ve diğer infeksiyon hastalıkları ile kanserlerin görülme sıklıkları ve neden oldukları ölümler artar.

Öneriler

Yaşlıda yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için öğün sayısı arttırılarak besin çeşitliliği sağlanmalıdır. Besinler, yaşlının yeme alışkanlıklarına göre ayarlanmalı; olabildiğince her öğünde dört besin grubunun bulunmasına dikkat edilmelidir. Ağırlık kaybı ve kazanımına dikkat edilmeli, enerji ideal vücut ağırlığı ve kas gücünü koruyacak şekilde ayarlanmalıdır. Susama duyusunun azalması nedeniyle sıvı miktarına dikkat edilmeli, tuz miktarı azaltılmalıdır. Posa içeriği yüksek besinlerin (kuru baklagiller, tahıllar, sebze-meyve) tüketimi arttırılmalıdır. Pişirme işlemlerine dikkat edilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Çiğneme güçlüğü olanlarda yemekler yumuşak, sulu kıvamda hazırlanmalıdır. Ağır tatlılar ve hamur işleri yerine daha hafif sütlü tatlıların tüketimi önerilmelidir.