Logo

Tiroit diyeti hakkında bilmeniz gereken her şey

Diyet 02.02.2020

Her yıl, çoğunluğu kadınlar olmak üzere milyonlarca insan tiroit hastalıkları ile mücadele ediyor. Kadınların hipotiroit hastalığına yakalanma risklerinin, erkeklere kıyasla 5 ila 8 kat daha yüksek olduğu bilinen bir gerçek; her 8 kadından 1’i, hayatının bir kısmında hipotiroid ile baş etmeye çalışıyor.   
Tiroit diyeti hakkında bilmeniz gereken her şey

Hipotiroid, beraberinde depresyon, kaygı, hafıza ve odaklanma sorunları, uykusuzluk ve yorgunluk gibi problemler getirebildiğinden, hayat kalitesini düşüren bir hastalık olarak görülüyor. Kilo alma, kabızlık, cilt kuruluğu vs. de cabası. Sıklıkla görülen geç teşhis durumu ise nihayetinde gelen tedavinin yetersiz kalmasına sebep olabiliyor.

Tiroit neden önemlidir?

Sağlıklı bir tiroit bezi, vücutta onlarca önemli fonksiyonun işleyişinde kritiktir. Örneğin; 
•    Metabolizma ve kilonun işleyişi,
•    Kalp fonksiyonları
•    Zihin sağlığının desteklenmesi
•    Kolesterol seviyesinin düzenlenmesi
•    Hormonsal denge
•    Sindirim ve özümlenme

Tiroit hormonun vücuttaki her hücrenin ve dokunun işleyişinde rol sahibi olduğu düşünülürse, tiroit hastalıklarının ele alınması gerekliliği önem kazanıyor. Modern ilaç tedavilerinin besinler ve destekleyici bitkiler ile birleştirilmesi ile uygulanan tamamlayıcı yaklaşımlar, tiroit sorunlarında oldukça etkili.

Tiroit diyeti hakkında bilinmesi gerekenler

Son zamanlarda ana akım medyada kendine yer bulan tiroit diyeti, destekleyici besinsel yöntemleri kapsıyor. Belirli besinsel maddelerin, tiroit bezini destekleyici faydalar getirdiğine dair veriler mevcut. Örneğin makul miktarlarda iyot ve selenyumun tiroit sağlığını dengede tutmada yardımcı olduğu bir gerçek. Beslenme düzeninde yapılan değişikliklerin hiper ya da hipotiroit sorunlarında etkili olduğuna dair bilimsel veriler sınırlı olsa da vitamin ve mineral desteklerini ya da belirli besin gruplarını diyete dahil etmek ya da komple çıkarmak gibi stratejileri tamamen gözden çıkarmamakta fayda var.

Glüten nedir? Çölyak hastalığı ve geçirgen bağırsak sendromu

Yaygın bir bağışıklık sistemi hastalığı olan ve sıklıkla teşhisi gözden kaçırılan çölyak hastalığı, Hashimoto’nun altta yatan sebeplerindendir. Çölyak hastalığında, glütene tepki veren antikorlar, tetiklenerek tiroit bezine ve hücrelerdeki tiroit alıcılarına saldırmaya başlarlar. Sonuç ise tiroit hormonunun üretiminin azalması ya da üretilen hormonun kullanılamaması. Çözüm mü? Üç ay boyunca glüten tüketmemeyi bir deneyin. Hem sindirim sorunlarınızda gelişme görecek hem de tiroit ilaçlarına bağımlılığınızda düşüş yaşadığınızı fark edeceksiniz.

Bağırsak hiper geçirgenliğinin– yani geçirgen bağırsak sendromuna – sebep olabilen glüten duyarlılığı da tiroit sağlığını ciddi bir şekilde tehdit edebilen sorunlardan. Geçirgen bağırsak sendromu, proteinlerin bağırsak bağışıklığına ve hatta kan dolaşımına karışmasına ve dolayısıyla antikor üretiminin tetiklenmesine yol açar. Geçirgen bağırsak sendromunun hipotiroit gibi hastalıklara sebep olabilmesi, glüten ve şeker içeriği olmayan beslenme düzenlerinin önemini gözler önüne seriyor.

Florür, bromür, cıva gibi ağır toplar

Diş çürüklerine karşı önlem olması iddiasıyla su şebekelerine eklenen florürün, hipotiroit başlangıcında etkili olduğuna dair birtakım bulgular var. Yapısı iyot ile benzerlik gösteren florür, vücuda girdiğinde iyotun yerine geçiyor ve dolayısıyla tiroit hormonun üretilmesine engel oluyor. Ekmek gibi fırınlanan gıdalarda bulunan bromür ve birçok balıkla birlikte tükettiğimiz cıva da vücutta benzer şekilde hareket ediyor. 

Sonuç olarak tiroit risklerine karşı günlük hayatınızda önlem yerine geçebilecek değişimler yapmak istiyorsanız eğer, musluk suyunu arıtmak, glüten içerikli unlu mamullerden ve ton balığı, uskumru balığı gibi cıva oranı yüksek olan balıklardan uzak durmakla başlayabilirsiniz. 

Peki ya iyot?

Tiroit hormonun sağlıklı bir şekilde üretilmesi için yeterince iyot tüketilmesi şart. Yetişkinlerin günde 150, hamile kadınların 220, emziren kadınların ise 290 mikrogram iyot tüketmeleri gerekiyor. Sağlıklı bir beslenme düzeni genelde günlük iyot gereksinimini karşılasa da özellikle de kadınlar, takviye tüketmek durumunda kalabiliyorlar – deniz ürünleri yemeyen ve iyotlu tuz kullanmayanlar başta olmak üzere. 

Yoğurt, yabanmersini, morina balığı, yosun gibi gıdalar, yapılarında bolca iyot bulunduruyorlar. Ancak unutmayın ki dozu kaçırmamak da kritik bir nokta. Bu durumdan kaçınmak adına yapabileceğiniz en iyi şey, az işlemden geçen gıdalara yönelmek. Kullandığınız takviyelerin iyot içeriğini de gözden geçirmenizde fayda var; günde 500 mikrogramdan fazla iyot tavsiye edilmiyor.

Çinko ve selenyum gibi iz mineraller

Çinko ve selenyum gibi iz minerallerin tiroit bezi sağlığı üzerindeki etkileri, kati gerçeklerin olmadığı bir konu. Ancak bu durum, faydasız oldukları anlamına gelmiyor. Vücudun her hücresinde olduğu gibi tiroit bezlerinin de belirli vitamin ve minerallerle beslenmeleri gerekiyor nihayetinde.

Selenyum örneğin, tiroit sağlığı açısından önemli mikro besinlerden beri. Kırmızı et, kümes etleri, yengeç ve ıstakoz gibi deniz ürünleri, fasulye, çerez, tam tahıl, süt ürünleri vs. yapısında bolca bulunan selenyumu, önerdiğimiz üzere doğal yollardan, önceliği gıdalara vererek edinmekte fayda var. 

Selenyumun tiroit üzerindeki etkilerine dair bilimsel veriler sınırlı; ancak antikor seviyeleri üzerinde yapılan gözlemler, günlük 200 mikrogramı geçmeyecek kadar selenyum tüketiminin antikorları azaltmada ve tiroit hormonu seviyesini düzenlemede etkili olabileceğini gösteriyor.

Soya ve yeşil yapraklı sebzeler: Guatrojenler

Guatrojen, guatr üreten maddelere denir – ki guatr, tiroit bezinde büyüme görülmesidir. Tiroit iyodunun azalması ya da guatrojen maddelerin tiroit hormonu üretiminin bileşenlerini bozması, guatr büyümesini tetikler. 

Lahana, brüksel lahanası, brokoli, karalahana, karnabahar, turp gibi Brassicacaesebzeler, başlıca guatrojenlerdendir. Yapılarında bulunan glukozinolatlar, sağlık açısından son derece önemlidir; ancak can sıkıcı olan tiyosiyanatlar, tiroit hormonu üretimini sınırlayan bileşenlerdir. 

İşte bu yüzden yeşil yapraklı sebzelerin sık tüketimi, hipotiroit üzerinde olumsuz etkileri beraberinde getirebilir. Ancak yeşil yapraklıların sağlık üzerindeki pozitif etkileri tartışmaya bile açık değil tabi ki; tüketmeyi tamamen bırakma gerekliliğini öne süren herhangi bir bulgu da yok. İdeal olan bu sebzeleri beslenme diyetinize makul bir şekilde yerleştirmek ve Hashimoto’nuz varsa eğer, konsantre sebze sularını haftada en fazla 1 ya da 2 kez ile sınırlandırmak ve sebzeleri pişirerek yemek.

Bir diğer tartışma konusu besin ise soya sütü, tofu, tempeh, miso gibi soya ürünleri. Soyanın yapısında bolca bulunan izoflavon maddesi, tiroit hormonun üretimi için elzem olan tiroit peroksidazın hareketlerini kısıtlayabiliyor. Ancak soyanın tiroit fonksiyonlarına risk teşkil ettiğine dair kanıtlanmış veriler mevcut değil; sadece özellikle soya maması ile beslenen ve konjenital hipotiroidizm hastası olan yenidoğanlarda ilaç dozunun bir miktar arttırılması gerekebiliyor.

Takviye dozu nasıl düzenlenmeli?

Hashimoto hastalığına sahip insanların çoğunda besinsel yetersizliklerin görülmesi ve sağlıklı bir tiroit bezinin belirli besleyici maddeleri gerektirmesi, takviye tüketimini beraberinde getirebiliyor. Öncelikli olan besleyici maddeler ve dozları, yetişkinler için şu şekilde: çinko günde 30 mg, selenyum 200 mcg, iyot 150 mcg, demir ise 18 mg. 

Ancak unutmamak gerekiyor ki bu vitaminlerin ve minerallerin çoğunu doğrudan besinlerden alabilir ve kendinizi aşırı doz riskinden koruyabilirsiniz. Her bedenin ihtiyacı az da olsa farklılık gösterebiliyor, bu yüzden en ideal yöntem, bir beslenme uzmanına başvurmak ve vücudunuzun kendine has ihtiyaçlarını belirleyip buna göre eylem bir planı oluşturmak. 

KAYNAKavivaromm.com/

YORUMLAR

Tiroit diyeti hakkında bilmeniz gereken her şey
Diyetisyen Diyetkolik Diyetisyenim, 02/02/2020


Her yıl, çoğunluğu kadınlar olmak üzere milyonlarca insan tiroit hastalıkları ile mücadele ediyor. Kadınların hipotiroit hastalığına yakalanma risklerinin, erkeklere kıyasla 5 ila 8 kat daha yüksek olduğu bilinen bir gerçek; her 8 kadından 1’i, hayatının bir kısmında hipotiroid ile baş etmeye çalışıyor.   

Hipotiroid, beraberinde depresyon, kaygı, hafıza ve odaklanma sorunları, uykusuzluk ve yorgunluk gibi problemler getirebildiğinden, hayat kalitesini düşüren bir hastalık olarak görülüyor. Kilo alma, kabızlık, cilt kuruluğu vs. de cabası. Sıklıkla görülen geç teşhis durumu ise nihayetinde gelen tedavinin yetersiz kalmasına sebep olabiliyor.

Tiroit neden önemlidir?

Sağlıklı bir tiroit bezi, vücutta onlarca önemli fonksiyonun işleyişinde kritiktir. Örneğin; 
•    Metabolizma ve kilonun işleyişi,
•    Kalp fonksiyonları
•    Zihin sağlığının desteklenmesi
•    Kolesterol seviyesinin düzenlenmesi
•    Hormonsal denge
•    Sindirim ve özümlenme

Tiroit hormonun vücuttaki her hücrenin ve dokunun işleyişinde rol sahibi olduğu düşünülürse, tiroit hastalıklarının ele alınması gerekliliği önem kazanıyor. Modern ilaç tedavilerinin besinler ve destekleyici bitkiler ile birleştirilmesi ile uygulanan tamamlayıcı yaklaşımlar, tiroit sorunlarında oldukça etkili.

Tiroit diyeti hakkında bilinmesi gerekenler

Son zamanlarda ana akım medyada kendine yer bulan tiroit diyeti, destekleyici besinsel yöntemleri kapsıyor. Belirli besinsel maddelerin, tiroit bezini destekleyici faydalar getirdiğine dair veriler mevcut. Örneğin makul miktarlarda iyot ve selenyumun tiroit sağlığını dengede tutmada yardımcı olduğu bir gerçek. Beslenme düzeninde yapılan değişikliklerin hiper ya da hipotiroit sorunlarında etkili olduğuna dair bilimsel veriler sınırlı olsa da vitamin ve mineral desteklerini ya da belirli besin gruplarını diyete dahil etmek ya da komple çıkarmak gibi stratejileri tamamen gözden çıkarmamakta fayda var.

Glüten nedir? Çölyak hastalığı ve geçirgen bağırsak sendromu

Yaygın bir bağışıklık sistemi hastalığı olan ve sıklıkla teşhisi gözden kaçırılan çölyak hastalığı, Hashimoto’nun altta yatan sebeplerindendir. Çölyak hastalığında, glütene tepki veren antikorlar, tetiklenerek tiroit bezine ve hücrelerdeki tiroit alıcılarına saldırmaya başlarlar. Sonuç ise tiroit hormonunun üretiminin azalması ya da üretilen hormonun kullanılamaması. Çözüm mü? Üç ay boyunca glüten tüketmemeyi bir deneyin. Hem sindirim sorunlarınızda gelişme görecek hem de tiroit ilaçlarına bağımlılığınızda düşüş yaşadığınızı fark edeceksiniz.

Bağırsak hiper geçirgenliğinin– yani geçirgen bağırsak sendromuna – sebep olabilen glüten duyarlılığı da tiroit sağlığını ciddi bir şekilde tehdit edebilen sorunlardan. Geçirgen bağırsak sendromu, proteinlerin bağırsak bağışıklığına ve hatta kan dolaşımına karışmasına ve dolayısıyla antikor üretiminin tetiklenmesine yol açar. Geçirgen bağırsak sendromunun hipotiroit gibi hastalıklara sebep olabilmesi, glüten ve şeker içeriği olmayan beslenme düzenlerinin önemini gözler önüne seriyor.

Florür, bromür, cıva gibi ağır toplar

Diş çürüklerine karşı önlem olması iddiasıyla su şebekelerine eklenen florürün, hipotiroit başlangıcında etkili olduğuna dair birtakım bulgular var. Yapısı iyot ile benzerlik gösteren florür, vücuda girdiğinde iyotun yerine geçiyor ve dolayısıyla tiroit hormonun üretilmesine engel oluyor. Ekmek gibi fırınlanan gıdalarda bulunan bromür ve birçok balıkla birlikte tükettiğimiz cıva da vücutta benzer şekilde hareket ediyor. 

Sonuç olarak tiroit risklerine karşı günlük hayatınızda önlem yerine geçebilecek değişimler yapmak istiyorsanız eğer, musluk suyunu arıtmak, glüten içerikli unlu mamullerden ve ton balığı, uskumru balığı gibi cıva oranı yüksek olan balıklardan uzak durmakla başlayabilirsiniz. 

Peki ya iyot?

Tiroit hormonun sağlıklı bir şekilde üretilmesi için yeterince iyot tüketilmesi şart. Yetişkinlerin günde 150, hamile kadınların 220, emziren kadınların ise 290 mikrogram iyot tüketmeleri gerekiyor. Sağlıklı bir beslenme düzeni genelde günlük iyot gereksinimini karşılasa da özellikle de kadınlar, takviye tüketmek durumunda kalabiliyorlar – deniz ürünleri yemeyen ve iyotlu tuz kullanmayanlar başta olmak üzere. 

Yoğurt, yabanmersini, morina balığı, yosun gibi gıdalar, yapılarında bolca iyot bulunduruyorlar. Ancak unutmayın ki dozu kaçırmamak da kritik bir nokta. Bu durumdan kaçınmak adına yapabileceğiniz en iyi şey, az işlemden geçen gıdalara yönelmek. Kullandığınız takviyelerin iyot içeriğini de gözden geçirmenizde fayda var; günde 500 mikrogramdan fazla iyot tavsiye edilmiyor.

Çinko ve selenyum gibi iz mineraller

Çinko ve selenyum gibi iz minerallerin tiroit bezi sağlığı üzerindeki etkileri, kati gerçeklerin olmadığı bir konu. Ancak bu durum, faydasız oldukları anlamına gelmiyor. Vücudun her hücresinde olduğu gibi tiroit bezlerinin de belirli vitamin ve minerallerle beslenmeleri gerekiyor nihayetinde.

Selenyum örneğin, tiroit sağlığı açısından önemli mikro besinlerden beri. Kırmızı et, kümes etleri, yengeç ve ıstakoz gibi deniz ürünleri, fasulye, çerez, tam tahıl, süt ürünleri vs. yapısında bolca bulunan selenyumu, önerdiğimiz üzere doğal yollardan, önceliği gıdalara vererek edinmekte fayda var. 

Selenyumun tiroit üzerindeki etkilerine dair bilimsel veriler sınırlı; ancak antikor seviyeleri üzerinde yapılan gözlemler, günlük 200 mikrogramı geçmeyecek kadar selenyum tüketiminin antikorları azaltmada ve tiroit hormonu seviyesini düzenlemede etkili olabileceğini gösteriyor.

Soya ve yeşil yapraklı sebzeler: Guatrojenler

Guatrojen, guatr üreten maddelere denir – ki guatr, tiroit bezinde büyüme görülmesidir. Tiroit iyodunun azalması ya da guatrojen maddelerin tiroit hormonu üretiminin bileşenlerini bozması, guatr büyümesini tetikler. 

Lahana, brüksel lahanası, brokoli, karalahana, karnabahar, turp gibi Brassicacaesebzeler, başlıca guatrojenlerdendir. Yapılarında bulunan glukozinolatlar, sağlık açısından son derece önemlidir; ancak can sıkıcı olan tiyosiyanatlar, tiroit hormonu üretimini sınırlayan bileşenlerdir. 

İşte bu yüzden yeşil yapraklı sebzelerin sık tüketimi, hipotiroit üzerinde olumsuz etkileri beraberinde getirebilir. Ancak yeşil yapraklıların sağlık üzerindeki pozitif etkileri tartışmaya bile açık değil tabi ki; tüketmeyi tamamen bırakma gerekliliğini öne süren herhangi bir bulgu da yok. İdeal olan bu sebzeleri beslenme diyetinize makul bir şekilde yerleştirmek ve Hashimoto’nuz varsa eğer, konsantre sebze sularını haftada en fazla 1 ya da 2 kez ile sınırlandırmak ve sebzeleri pişirerek yemek.

Bir diğer tartışma konusu besin ise soya sütü, tofu, tempeh, miso gibi soya ürünleri. Soyanın yapısında bolca bulunan izoflavon maddesi, tiroit hormonun üretimi için elzem olan tiroit peroksidazın hareketlerini kısıtlayabiliyor. Ancak soyanın tiroit fonksiyonlarına risk teşkil ettiğine dair kanıtlanmış veriler mevcut değil; sadece özellikle soya maması ile beslenen ve konjenital hipotiroidizm hastası olan yenidoğanlarda ilaç dozunun bir miktar arttırılması gerekebiliyor.

Takviye dozu nasıl düzenlenmeli?

Hashimoto hastalığına sahip insanların çoğunda besinsel yetersizliklerin görülmesi ve sağlıklı bir tiroit bezinin belirli besleyici maddeleri gerektirmesi, takviye tüketimini beraberinde getirebiliyor. Öncelikli olan besleyici maddeler ve dozları, yetişkinler için şu şekilde: çinko günde 30 mg, selenyum 200 mcg, iyot 150 mcg, demir ise 18 mg. 

Ancak unutmamak gerekiyor ki bu vitaminlerin ve minerallerin çoğunu doğrudan besinlerden alabilir ve kendinizi aşırı doz riskinden koruyabilirsiniz. Her bedenin ihtiyacı az da olsa farklılık gösterebiliyor, bu yüzden en ideal yöntem, bir beslenme uzmanına başvurmak ve vücudunuzun kendine has ihtiyaçlarını belirleyip buna göre eylem bir planı oluşturmak. 

KAYNAKavivaromm.com/